Gün :23/05/2011

Bir Roma Tatili

Posted on

Yazı eski, fakat bu bilgi taze: Roma uçak bileti hediye geldi:))
Her sene birçok dileğim vardır. Geçen sene de öyleydi. Fakat geçen seneki dileklerimden bir tanesi ile ilgili komik bir anım var aslında. O bir tanesi sanki rast gele dilenmiş, üzerinde fazla durulmamış, gerçekten derinden istenmemiş bir dilekti. Zaten yaptığım olumlama çalışmaları, atmaya çalıştığım adımlar da pek yolunda gitmiyordu. İsteğim şuydu:
Bir arkadaşım İtalya’ya, Roma’ya tatile gitmişti, döndüğünde ise ballandıra ballandıra tatilini anlatmıştı geçen sene. İlkbahardı sanırım, “ Ben de gitsem…” diye bir iç geçirdim derinden… O kadar. Ardından oturup bir olumlama yazdım onunla ilgili. Sonra, öğrendim ki, Moleskine ajandalarının farklı şehirler için hazırladığı, içinde şehir planlarının bulunduğu defterler varmış. Moleskine’nin Roma için hazırladığı defterden almaya karar verdim. Bundan daha iyi bir olumlama olabilir miydi? Fakat İstanbul kazan, ben kepçe o defterciği arıyorum, sanki tüm kitapçılar anlaşmış, hiçbirinde Roma’nın defterciği yok! Diğer tüm Şehirler mevcut… Yok, bulamıyorum… Pes ettim… Bıraktım… Vazgeçtim…
Yaz başlangıcı; evde oturuyoruz bir akşam, yaz tatili planları yapıyoruz kabaca… İtalya’ya da gidelim birkaç günlüğüne dedik… Roma’ya da gideriz diyoruz Oğuz’la. Planlı seyahat edemiyoruz işlerimiz gereği, bu yüzden önce gidip vize aldık birkaç aylık, aklımıza estiğinde gideceğiz… bir türlü fırsat olmadı gidemedik İtalya’ya, yani Roma’ya.
Vizemin bitmesine iki gün kala Oğuz’un iş sebebiyle Cezayir’e gitmesi gerekti, ben de “madem Roma olmuyor, Cezayir olsun öyleyse” dedim ve peşine takıldım.
Uçaktayız. Cezayir’e uçuyoruz ve fazlasıyla türbülans var. Bir ara kahvelerimizin tavana yapışıp geri damladığını anımsıyorum. Tabii tüm yolcuların bünyesi bu duruma dayanamadı. Bir süre sonra yolculardan biri fenalaştı. Hostesler sürekli yanında, yolcuyu koltuklara yatırdılar. Bir yandan da ekrandan uçağın rotasını seyrediyoruz. Sicilya üzerindeyiz. Bir süre sonra uçak Roma’ya, ben de Oğuz’a doğru döndüm “Roma’ya gidiyoruz, acil iniş yapıyoruz galiba!:))” dedim, kocaman bir gülümsemeyle. “Yok canım” dedi Oğuz, ama ekranda görünen durum bu, uçak artık Cezayir’e değil Roma’ya doğru ilerliyor. Anons yapsınlar diye bekliyoruz. Kulaklarımızla duymak istiyoruz, tabii yolcunun da önemli bir sorunu olmasın istiyoruz.
Duygularımız karmaşık yani. Ve… Anons geliyor… “Sayın Yolcularımız! Bir yolcumuzun türbülans esnasında rahatsızlanması sebebi ile Roma’ya acil iniş yapmamız gerekmektedir. Roma Havaalanında ne kadar kalacağımız henüz belli değildir. İndikten sonra sizleri bilgilendireceğiz.” Gibi bir anons yaptılar.
Bu anonsun üzerine hemen 2 günlük vizemi hatırladık. Çabucak yapılan planlar hayaller… Derken Roma Havaalanına indik. Hastayı indirdiler. Biz tüm yolcularla beraber motorları durduğu için klimaları bile çalışmayan uçağın içinde Roma’da 4 saat bekledik. Koltuklarımızdan kalkmamızı bile engellemek istediler. 4 saatin sonunda uçak tekrar havalandı ve biz Cezayir’e yaklaşık 6 saat daha geç varmış olduk.
Adam gibi istemeyince, dilekte bulunmayınca, sonucun nasıl olduğunu öğrenmiş oldum böyleceJ. Bir de Astrolojinin  Astrokartografi adlı bir bölümü var. Bu bölüme göre, dünya üzerindeki bazı şehirler bize iyi enerjiler verirken, bazıları pek de iyi gelmiyorlar. Eve döner dönmez kendi haritamı inceledim; benim haritam Roma’yla pek de barışık değilmiş! Yani, hiçbir şey sebepsiz yere olmuyor:) O gün bugündür seyahatlerimde Astrokartografiyi ciddi bir şekilde kullanmaya başladım.
Bu arada, uçaktaki hasta uçak yolculuğundan bir hafta önce mide ameliyatı olmuş ve sarsıntılara dayanamamış, bir gün Roma’da hastanede tutup, hava trafiği sakinleşince, Cezayir’e yollamışlar.
Sevgiler
Yurda Hal
12.06.2010

Hayat Ağacı- III

Posted on

“Bilgi tek kaynaktan gelir, farklı lisanlara bürünür. Bazen kuşdili, bazen insan sesi, bazen sessizlik olur. Sen hangi dili konuşur, hangi dili anlarsan ona bürünür. Eğer bilgiyi duyamıyorsan, gözünün, kulağının, gönlünün tüm kapıları daha açılmamıştır! Eğer daha önce duyup ta şimdi duymakta zorlanıyorsan,  algı kapılarını tıkayan kiri, tozu ortadan kaldırmalısın” dedi. Son cümlede verdiği mesaj tam olarak benim durumumu anlatıyordu. Cevabını biliyor olmama rağmen sormadan edemedim “Nedir bu kir, toz? Tekrar eskisi gibi, hatta daha iyi duyabilecek miyim?”…  Gülümsedi ve “cevabını zaten biliyorsun, ama madem benden duymak istedin yakında sana cevap vereceğim. Sanma ki daha önce duydukların bilgiye açılan yolun tamamıdır. Sanma ki yine aynı şekilde duyarsan, her bilgiye sahipsin. Şimdilik sadece on iki arınma kapısı olduğunu bilmen yeterli. Bu kapıların bazıları aralık, bazıları sımsıkı kapalıdır. Yine de her kapının anahtarı sadece senin bulabileceğin yerlerdedir. Bugüne kadar bilgiyi yalnızca aralık olan kapılardan alabildin. Diğer kapalı kapıların ne işe yaradığını merak bile etmedin. Oysa aralık olan kapılar sana kapalı olanları nasıl açacağını anlatmak için aralandılar. Sana yolculuğunda ihtiyacın olan temel bilgiyi verdiler. Sen ise bu aralık kapıların eşiğini kir ve tozla tıkadın.  Hazır olduğunda tekrar buluşacağız, şimdi biraz bekle!” dedi.

Rüzgar kesilmişti…

Hayat Ağacı -II

Posted on

Resim Kaynak: http://www.doritosher.com/the-path-to-an-enriched-life-new-group/

“Her kavuşman yeni bir arayış, yeni bir yolculuk özlemine dönüşecek, taa ki sen bana ulaşana, benimle kavuşana kadar. Bir tek benimle bir olduğunda, yama değil Tek olursun. Damlanın okyanusla bir olduğu ve ayırt edilemediği gibi.” diye fısıldamaya devam etti yüreğime. Zar zor duyulan sesini iyice işitebilmek için, daha da sokuldum rüzgârla gelen fısıltıya.

Yurda Hal

Hayat Ağacı

Posted on Updated on

Resim Kaynak: http://www.doritosher.com/the-path-to-an-enriched-life-new-group/

“Sana on iki ambar dolusu tohum bıraktım.” diye fısıldadı kulağıma. “Zamanı geldiğinde onları toprak ile buluşturmazsan, senin için yolculuğa çıkmana engel olan on iki ambar dolusu yüke dönüşürler. Oysa o tohumların her birini vaktinde toprakla buluşturduğunda, bastığın yerlerde çiçekler açar. Bastığın yerlerden meyveler fışkırır. Senin, yolculuğunda geride bir yerlerde ektiğin tohum büyür, rüzgarlar yardımıyla henüz ayak basmadığın yerlere ulaşır. Tohumlarının meyveleri hem geride bıraktıklarını, hem seni, hem de gelecekte yolunla kesişenleri besleyecektir!”

Fısıldayanın kim olduğunu anlamaya, yüzünü görmeye çalıştım, göremedim. O ise fısıldamaya devam etti ” Ben ambarını oluşturan ve yolculuğuna başlamadan ektiğin ilk tohumum. Benim adım Hayat Ağacı. Ben, Sen’im aslında. beni dışarıda değil, içerinde görebilirsin ancak.”

Yurda Hal