28 Şubat – 06 Mart 2011 haftası

Posted on Updated on

Bu hafta Chiron, Merkür, Mars, Güneş ve Uranüs Balık burcunda ilerleyecek. Balık burcunun bu yoğun etkisi bize kendimizi hayatın akışına bırakabileceğimiz bir enerji sunuyor. Günlük işlerimizin peşinde koşmak gibi bir zorunluluğumuz yoksa kendimize daha fazla zaman ayırmalıyız. Eğer işimizi bırakamıyorsak, bulduğumuz her fırsatta kendimizi huzurlu bir atmosfere sokmak için çalışmalar yapmalıyız. Hayallerimiz, rüyalarımız her zamankinden daha yoğun olacaktır. Hayal ile gerçeğin arasındaki sınırın kolaylıkla ortadan kalkabileceği deneyimler yaşayabilirsiniz. Eğer bugüne kadar meditasyon yapmayı hiç denemediyseniz, özellikle 04 Mart’taki Yeni Ay’da bu deneyimle tanışmanız için çok doğru bir zamanı yakalamış olursunuz. İçimizde hissettiğimiz adlandırılamaz huzur duygusu, zaman zaman içe dönmemize, zaman zaman neşe içinde dış dünya ile kaynaşmamıza sebep olabilir. Bu kadar Balık etkisinin olduğu bir haftada ( eğer işinizin yaratıcılık ve hayal dünyası ile alakası yoksa) iş hayatınızda fazla verim beklememelisiniz. Zaten dikkatinizi işinize vermeniz de zor olacaktır.

Eğer ilişkinizde romantizm yaşamak istiyorsanız, bu hafta bunun için de son derece uygun. Çünkü çiftlerin neredeyse konuşmadan anlaşabilecekleri, hatta birlikte hoş vakit geçirirken, birbirlerini anlamaya bile gerek olmadığını fark edecekler.

Tabii ki tüm bu tül gibi uçuşan etkinin bir de diğer yüzü var, gündelik hayatınızda yaşadığınız olayları ve durumları yanlış değerlendirebilirsiniz.  Yaşadığınız olayların üzerinizde bıraktığı etkinin gerçek dünyayla pek alakası olmayabilir. Bu yüzden önemli kararlar almaktan kaçınmalısınız. Aksi takdirde bir sonraki hafta hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Ay Taktikleri – Bu Hafta

 

 

 

 

26 Şubat 2011 saat 21.33’ten 01 Mart 2011 saat 07.15’e kadar Ay Oğlak burcunda küçülmekte; Ay Oğlak günlerinin en güzel yanı, gereksiz duygusal krizlerden uzak olmamızdır aslında. Bu yüzden en ufak bir olayda, sinirlerimiz bozulmaz ve kontrolümüzü kaybetmeyiz. Ancak Pluto’nun da Oğlak burcunda olması, bu günlerde özellikle iş hayatında krizler de yaşanabileceğimizin göstergesi. Duygularımızı ortaya koymamamız, kriz ortamlarından kolayca sıyrılmamızı sağlayacaktır elbette. Ay Oğlak’tayken aşk hayatımızla ilgili önemli bir etkiye sahip değildir, hatta daha soğuk ve mesafelidir diyebilirim.

01 Mart 2011 saat 07.15’ten 03 Mart 2011 saat 18.48’e kadar Ay Kova burcunda küçülmekte; Motivasyonumuz yüksek ve hayattan beklediğimiz güzel günler var. Ay’ın Kova’da olduğu bu günlerde, Jüpiter’den de aldığı olumlu etki sayesinde iyimser duygularımızın son derece arttığını söyleyebiliriz. Ay/Kova günlerinde geleceğe yönelik planlarımızı gözden geçirebiliriz. Geleceğe yönelik planlarımızda, nelerin artık hayatımızdan çıkması gerektiğine karar verebiliriz. İşimizde hem berrak bir zihin sergileyebilir, hem de yaratıcılığımızı kullanabiliriz. İkili ilişkilerimiz üzerinde de Ay Kova’nın olumlu etkisi vardır, ancak baş başa vakit geçirmek yerine kalabalık bir arkadaş grubunda olmak ya da sinema, konser gibi bir etkinliğe katılmak keyif verici olacaktır.

03 Mart 2011 saat 18.48’den 06 Mart 2011 saat 07.15’e kadar Ay Balık burcunda Yeni Ay fazında (Yeni Ay 04 Mart saat 22.45’te); İçe dönme, kendi özünü tanıma zamanı. Burçlar kuşağının son yeni Ay’ını yaşıyoruz ve bir yıldır yol aldığımız hayatın bizde bıraktığı tortuları da geri de bırakarak, önümüzdeki ay gerçekleşecek olan Yeni Ay’a hazırlanmalıyız. Bu Yeni Ay ile birlikte artık bize ait olmayan enerjilerden kurtulmak için adım atmalıyız. Bu çalışmayı maddi ve manevi anlamda yürütmeliyiz şimdi. Bir yandan dolabımızdaki gereksiz, artık kullanmadığımız eşyaları ihtiyaç duyanlara aktarırken, diğer yandan da tüm çakralarımızı harekete geçirecek ruhsal çalışmalara yönelmeliyiz. Bu sayede bedenimizin temel enerji merkezlerinde birikmiş olan tıkanıkları da çözümlemiş oluruz.

06 Mart 2011 saat 07.15’ten 08 Mart 2011 saat 19.53’e Kadar Ay Koç burcunda büyümekte; Enerjimizi doğru kullanırsak birçok işi halledip bitirebileceğimiz günlerdeyiz. Bedensel enerjimizi doğru kullanmak için egzersiz yapmak çok faydalı olacaktır. Ayrıca zihinsel anlamda da hızlı düşünen, hızlı eyleme geçen bir yapıdayız. Yalnız aceleciliğimiz ve telaşımızla bir araya gelen iyimser yanımız, yapabileceğimiz hataların farkına varmayacağımızın işaretçisi. İkili ilişkilerimizde sevdiğimizle hoş vakit geçirebiliriz. Hatta çekingen davrandığımız bir ilişkide önemli ve cesaretli bir adım atabiliriz. Baş ağrılarına dikkat!

Ay Taktikleri’ni daha detaylı öğrenmek istiyorsanız; tüm ayrıntıları “Ay Taktikleri” kitabında bulabilirsiniz:

http://www.dr.com.tr/Search.aspx?kw=ay+taktikleri&gid=00001&criteria=999&media=999

Sevgiler

Yurda Hal – 24 Ocak 2011

 

21 – 27 Şubat 2011 Haftası

Posted on Updated on

21 Şubat’ta Merkür ve Mars, Neptün ile kavuşuyor. Geçen haftanın ruhsallığı bu hafta elbette yok olmuyor. Hatta ruhsal anlamda gelişmeler gösterebileceğimiz bir dönemi devam ettiriyoruz. Ancak ruhsallığımızın tetikleyen enerji ile birlikte başka bir enerji daha ortaya çıkıyor. Sahtekârlığın ve dolandırıcılığın enerjisi de açığa çıkıyor bu hafta başı ile birlikte. Her gördüğümüze ve her duyduğumuza inanmamalıyız bu hafta.

Merkür (22. Şubat) ve Mars(23 Şubat), Neptün’den sonra Chiron’la da kavuşacaklar. Eğer ruhsal anlamda iyileşme ile ilgili bazı girişimlerde bulunmak istiyorsak, bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Ruhsal iyileşme için önemli olan, bu dönemin içinde barındırdığı dolandırıcılık enerjisini de göz önünde bulundurup, doğru ruhsal rehberi bulmak olacaktır.

25 Şubat’ta Jüpiter(Koç) ile Pluto (Oğlak) arasında kare açı oluşuyor. Günlük hayatta, özellikle de iş ortamında fikirlerinizi zorla başkalarına kabul ettirmeye çalışmayın, çünkü beklemediğiniz tepkilerle karşılaşabilirsiniz. Güç kavgalarının kolayca devreye girebileceği, küçücük olayların fazla büyüyeceği durumlar yaşayabilirsiniz. Tabii ki işin içinde Jüpiter olunca, çok zor durumların içinden mucizevî bir şekilde paçayı kurtarmak da söz konusu olacaktır. Bu tür sürprizlere de açık olmalısınız.

20 Şubat 2011 saat 11.02’den 22 Şubat 2011 saat 11.30’a kadar Ay Terazi’de küçülmekte; Ciddi ve mantıklı konulara zaman ayırmaya çalışıyoruz. Gerek özel, gerekse iş hayatındaki ilişkilerimizde gereksiz samimiyetten hoşlanmıyoruz bugünlerde. Satürn’ün etkisini bize aktaran Ay, her konuya titizlikle yaklaşabileceğimizi, gösteriyor. Bugünlerde daha kıvrak bir zekâya sahip olduğumuz gerçek. İkili ilişkilerinizde geçmişte yediğiniz darbeler tekrar hafızanızda canlanabilir ve karamsar bir havaya bürünmenize sebep olabilir. Normalde Ay Terazi’deyken çok daha güzel etkilere sebep olmasına rağmen, Satürn’ün bu burçta bulunması Ay/Terazi günlerinde zorlanmamıza sebep oluyor.

22 Şubat 2011 saat 11.30’dan 24 Şubat 2011 saat 14.47’ye kadar Ay Akrep burcunda küçülmekte; Konsantrasyonumuz yüksek. Kalabalık ortamlardan hoşlanmıyoruz. İşlerimizi kendi başımıza ya da gerçekten çok güvendiğimiz, yanında kendimizi duygusal anlamda da rahat hissedeceğimiz bir iki kişi ile yapıp bitirmek isteriz. Ay Akrep günlerinde özen gerektiren işlerin üzerinde durabiliriz. Ayrıca borç alacak konuları bütçe açıkları ile ilgili hesap kitapta yapabiliriz. İkili ilişkilerde, aşk hayatında tutku, erotizm ve romantizm üst düzeyde olacaktır. Aynı zamanda yersiz kıskançlıklar da çok kolay tetiklenebilir. Eğer karamsar olmaya yatkın bir ruh haliniz varsa, bugünleri yalnız geçirmek yerine sevdiğiniz insanlarla birlikte geçirin, zira karamsarlığınız Akrep günlerinde artabilir.

24 Şubat 2011 saat 14.47’den 26 Şubat 2011 saat 21.33’e kadar Ay Yay burcunda küçülmekte; Kendimizi mutlu, neşeli ve enerji olarak son derece güçlü hisseceğiz. Bu iyimser halimiz Hem Yay’ın ateş enerjisinden, Hem de Jüpiter ile olan uyumlu açısından alıyoruz. İyimserliğimiz sayesinde, işlerimize ve ilişkilerimize daha bir dört elle sarılıp her zamankinden daha fazla gelişme sağlayabiliriz. Bugünlerde yapacağımız her işe yüreğimizi koyacak, derinden inanacağız. İyimser Yay’ın okunu hedefinin ötesine fırlatması da sık sık gerçekleşen bir durumdur. Bu yüzden Ay Yay’dayken, hazır Jüpiter’den de olumlu açı ile desteklenirken, mantıklı olan hedeflerimize odaklanalım. Çünkü mantığımızı elden bırakmazsak, bu günlerde ortaya koyacağımız işler bizi gerçekten de hedefimize ulaştıracaktır.

26 Şubat 2011 saat 21.33’ten 01 Mart 2011 saat 07.15’e kadar Ay Oğlak burcunda küçülmekte; Ay Oğlak günlerinin en güzel yanı, gereksiz duygusal krizlerden uzak olmamızdır aslında. Bu yüzden en ufak bir olayda, sinirlerimiz bozulmaz ve kontrolümüzü kaybetmeyiz. Ancak Pluto’nun da Oğlak burcunda olması, bu günlerde özellikle iş hayatında krizler de yaşanabileceğimizin göstergesi. Duygularımızı ortaya koymamamız, kriz ortamlarından kolayca sıyrılmamızı sağlayacaktır elbette. Ay Oğlak’tayken aşk hayatımızla ilgili önemli bir etkiye sahip değildir, hatta daha soğuk ve mesafelidir diyebilirim.

Ay Taktikleri’ni daha detaylı öğrenmek istiyorsanız; tüm ayrıntıları “Ay Taktikleri” kitabında bulabilirsiniz:

http://www.dr.com.tr/Search.aspx?kw=ay+taktikleri&gid=00001&criteria=999&media=999

Sevgiler

Yurda Hal/ 24 Ocak 2011

Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası

Posted on Updated on

Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası



Hani bazen içten, yürekten, üzerinde hiç düşünmeden isteriz ve gerçekleşir ya… Uzun zamandan beri bu gibi mucizevî durumların nasıl gerçekleştiği üzerinde kafa patlatıp duruyordum. Mucizevî diyorum, çünkü artık neredeyse her birimiz “istediğimize sahip olma Sanatı”na ait kitaplardan en az birine sahip. Bu kitaplara sahip olanlara, daha doğrusu sahip olup, okuyup deneyenlere soruyorum;  başarı oranınız ne? Kaç büyük isteğiniz gerçekleşti? Peki ya kaç küçük isteğiniz?  Yanıtlar değişken olacaktır.

Ben uzun yıllar önce çekim yasası ile tanışmış, hatta başarılı uygulayıcılarından biriyim. Buna rağmen gerçekleşen isteklerimin yanı sıra  birçok isteğim gerçekleşmiyordu.  Gerçekleşmeyen her dileğin ardından kendimi sorgulardım.

–          Yürekten istiyor muyum?

–          İsteğime fazla mı bağımlıyım?

–          Diledikten sonra serbest bırakamıyor muyum?

–          Dileğim ben de endişe mi uyandırıyor?

–          Buna sahip olmayı hak ediyor muyum?

–          V.s.

Bu soruların kimine evet, kimine hayır cevabı verdikten sonra…  Okuduğum tüm kaynak kitaplardan öğrendiğim üzere, en az bir şeyi yanlış yaptığımı gördüğüm olurdu. Mesela “Dileğim ben de endişe uyandırıyor mu?” sorusuna “Evet” cevabı verdiysem, “Yürekten istiyor muyum?” sorusunu tekrar gözden geçirmeye başlardım. Fazlaca bu sorunun üzerinde durduğumda ise, isteyip istemediğimden emin olamazdım.

Buyurun! Kaynak kitapların öğrettiği üzere, isteğimin ya da dileğimin gerçekleşmesinin önünde kocaman engel olarak duran iki kural…

Fakat yukarıda yazdığım gibi, aslında ben çekim yasasının başarılı uygulayıcılarındanım. Bu yüzden gerçekleşmiş dileğimin sayısı, gerçekleşmemiş dileklerimden daha fazla!

Neyse; ben de “Gerçekleşen dileklerim ile gerçekleşmeyen (henüz) dileklerimin farkı ne olabilir ki?” diye düşünmeye başladım. İtiraf edeyim hiçbir fark bulamadım. Her iki tarafta da benim gözümde birbirine eşdeğer önemde istekler vardı.

Bu durum ihmal edilecek bir konu değildi ve ben de üzerine gitmeye karar verdim.  Yıllardır isteklerimi yazdığım ajandalarımı çıkardım. İsteklerimi nasıl formüle ettiğimi inceledim, aralarındaki farkın ne olduğunu görmeye çalıştım… Hiçbir şey bulamadım, neredeyse hemen hepsinde benzer yöntemler kullanmış, her bir isteğimi doğru yazmıştım.  Ve… Hayatın günlük akışı içinde bu “gerçekleşmemiş istekler”  konusu bir süreliğine kendiliğinden rafa kalktı.

Epeyce bir zaman geçtikten sonra yeniden bir istekte bulunmam gerekti ve ajandamı çıkardım. İsteğim ile ilgili olumlamamı yazmaya başlamadan önce, her zamanki gibi, başlangıç tarihini ve saatini yazdım… Ve o an içim kıpır kıpır olmaya başladı, galiba aradığım cevabı bulmuştum.

Yıllardır astroloji ile ilgileniyorum ve biliyorum ki astrolojide zamanın ne kadar önemli olduğunu, her anın değişik enerjiler taşıdığını öğrenir insan. Fark ettim ki “Gerçekleşmeyen İstekler” imin çözümü burnumun dibindeymiş, ben ise onu bulmak için Kaf Dağı’nın zorlu yollarında ilerlemeye çalışıyormuşum.

Hemen eski ajandalarımı çıkarıp dileklerimin tarihlerini bir de bu açıdan incelemeye başladım… Gerçekten de, sonuca ulaşan isteklerimi ajandama yazmaya başladığım tarihlerin her biri, astrolojik olarak doğru zamanı gösteriyordu, hem de astrolojinin en basit sistemi ile.

O andan itibaren yeniden istekte bulunacağım zamanlarda hep bu basit sistemi dikkate aldım ve isteklerimi evrene doğru zamanda yolladım. İsteğimin rezonansının onunla aynı olduğu anları yakaladım. İstekte bulunduğum “An” ile isteğim bir bütün olduğunda, benim de isteğimin gerçekleşeceğine olan inancımın tam olduğunu, endişelerimin uçuşup yok olduğunu gördüm. Doğru zamanda, doğru şeyi istediğimde, çekim yasası benimle daha bir işbirliği içinde oluyordu…

Artık uzunca  bir süredir uyguladığım bu yeni sistem zaman geçtikçe gelişti, şekillendi belirli bir şablonunun içine oturdu ve daha da gelişmeye devam ediyor. Bu yüzden ” Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası” workshop’larımın her birinin birebir aynı olmasını garanti edemem. Ben geliştikçe, workshop’un içeriği de benimle birlikte gelişecektir.

Workshop hakkında:

-Hem doğru zamanda doğru isteklerde bulunmayı öğrenebileceğiniz gibi, hem de doğru zamanda doğru işe başlamayı da öğreneceksiniz.

– Dileklerinizin gerçekleşmesi ve yeni başladığınız projelerinizin pürüzsüz ve istediğiniz gibi gelişmesi için, yine burçlara ve elementlere uygun destekleyici yöntemlerle tanışacaksınız.

– Dilek ve projelerinizin kriz dönemlerini ve bu kriz dönemlerinde onlara nasıl yön verebileceğinizi göreceksiniz.

– Ayrıca her katılımcının kendi haritasına uygun en şanslı ay evresi çıkarılarak, ona ait özel bir dilek/proje başlangıç günü belirlenecek ve bir yıl süresince her ay hangi gün bu evrenin aktive olduğunu gösteren bir çizelge sunulacaktır. Bu çizelge ile birlikte ayrıca bir de çalışma önerilecektir. Ancak bunun uygulanabilmesi için, başvuruların önceden yapılması ve doğum bilgilerinin (Doğum tarihi [gün-ay-yıl], doğum saati ve Doğum yeri) önceden verilmesi gerekmektedir.

Workshop tarihi: 27 Şubat 2011 (Son Kayıt tarihi: 25 Şubat 2011)

Workshop saati: 12:00 – 17:00

Workshop ücreti: 68.—TL+ K.D.V.

Seminer Mekânı: Etiler/ İstanbul Detaylı adres katılımcılara bildirilecektir. Ödeme bilgilerini de kayıt yaptıracak katılımcılara bildireceğiz.

Yerimiz sınırlı olduğu için lütfen önceden yurdahal@gmail.com adresinden kayıt yaptırınız.

14 – 20 Şubat 2011 Haftası

Posted on Updated on

Bu haftanın başında hayallerimizi gözden geçirelim. Gerek ruhsal, gerekse dünyasal hayallerimize bir göz atalım. Geçerli olanların içinden kendimize bir ruhsal ve bir dünyasal hedef seçelim ve bunların üzerine odaklanalım. Çünkü bu hafta gökyüzü, bize her zamankinden daha fazla imgeleme, yaratıcılığı tetikleme imkânı sunuyor. Bugüne kadar odaklanmakta zorlandıysak, bu hafta her şey daha kolay olacak / Neptün sayesinde:)

Haftanın ilk gününü yoğun duygusallıkla atlattıktan sonra, hayat şartları bir yandan hayal dünyamızı tetikleyip ayaklarımızı yerden keserken, diğer yandan mantığı elden bırakmamamız için bize bol bol sebep yaratacak. 17 Şubat’ta Neptün’le kavuşacak olan Güneş’in etkisini tüm hafta üzerimizde hissedeceğiz. Ruhsal konulara olan ilgi ve alakamızın artması, ruhsal rehberimizle tanışma olanağı, daha derinlerdeki benliğimizle tanışmamız için çıkan fırsatlar; bunların hepsi Güneş/Neptün kavuşumunun etkisi olarak ortaya çıkabilir. Bu hafta içinde yaşayacağımız etkilere çok dikkat etmeliyiz. Çünkü bu hafta hissedeceklerimiz, Nisan’ın ilk haftasından itibaren Balık burcuna geçecek ve yıllarca Balık etkisinde kalacak Neptün’ün bize hissettireceklerinin ön habercisi olacaktır.

20 Şubat’ta Mars ile kavuşacak olan Merkür, hemen ertesi gün Neptün’le kavuşacak. Düşüncelerimizin, zihninizden geçen her fikrin özgürce akmasına izin vermeliyiz. Bu hafta düşüncelerdeki tıkanıklıklara yer yok, çünkü zihin olarak akış içinde olmak çok kolay olacaktır. Gerek zihinsel, gerekse fiziksel enerji olarak meditasyon ve benzeri içe dönüş çalışmaları yapmakta zorlanıyorsak, bu hafta ihtiyacımız olan dinginliğe sahibiz. Şimdi çalışmaya başlamalı ve yol almalıyız. Ruhsal olarak hedeflerimize odaklanmak ve o hedefimize giden ilk büyük adımı atmak şimdi çok kolay olacak. Şimdi başlayacağımız ruhsal çalışma ile düşündüğümüzden çok daha fazla yol alabiliriz.

Ay Taktikleri – Bu Hafta

14 Şubat 2011 saat 07,50’den 16 Şubat 2011 saat 11.15’e kadar Ay Yengeç burcunda büyümekte; Pluto’dan aldığı karşıt açı etkisi ile ev hayatı ile iş hayatını bir arada yürütmekte problem yaratan bir enerji söz konusu.  Gereksiz hırstan kaçınmalıyız. İkili ilişkilerde ve aşk hayatında daha ılımlı ve romantik bir atmosfer olacaktır. Bu sevgililer günü için kalabalık bir parti yerine romantik bir akşam yemeği çok güzel bir seçim olabilir. Yengeç günleri aile ile daha fazla vakit geçirmek için çok uygundur. İş hayatında dikkat toplamak biraz daha zordur.

16 Şubat 2011 saat 11.15’ten 18 Şubat 2011 saat 11.40’a kadar Ay Aslan burcunda Dolunay fazında (Dolunay 18 Şubat saat 10.34’te); Genel anlamda egomuzun çok ön planda olacağını söylemeliyim. İkili ilişkilerde kolaylıkla gerginlikler yaşanabilir. Ancak gerginlikleri önlersek, son derece tutkulu birkaç gün geçirebiliriz. İş hayatında zorunlu olmadıkça çalışmak istemeyeceğimiz bir ruh halinde olacağız. Fakat bir yandan da yaratıcılığımız hem Dolunay, hem de Aslan burcunun etkisiyle tetikleniyor. Tembelliği bir kenara bırakabilirsek, yaratıcılığımızı işimizde kullanabileceğimiz olumlu bir enerjiye dönüştürebiliriz. Dolunay günü lütfen sadece sıvı gıdalarla beslenin ve bedeninizi aşırı yormaktan kaçının.

18 Şubat 2011 saat 11.40’tan 20 Şubat 2011 saat 11.02’ye kadar Ay Başak burcunda küçülmekte; Duygusallıktan uzak, çalışkan ve üretken birkaç gün yaşayacağız. Detaylarıyla uğraşmamız gereken işleri öncelikli olarak bitirmeliyiz, çünkü şimdi ihtiyacımız olan sabra fazlasıyla sahibiz. İkili ilişkilerimizde, aşk hayatımızda problemlerimiz varsa, şimdi sevdiğimiz kişi ile zorlanmadan bunlar hakkında konuşabilir, çözüm bulabiliriz.

Ay Taktikleri’ni daha detaylı öğrenmek istiyorsanız; tüm ayrıntıları “Ay Taktikleri” kitabında bulabilirsiniz:

http://www.dr.com.tr/Search.aspx?kw=ay+taktikleri&gid=00001&criteria=999&media=999

Sevgiler

Yurda Hal/ 24 Ocak 2011

Jutta

Posted on


Bir zamanlar, okyanusta yaşayan balık Clara ve Cornelius, yavrularının dünyaya gelmesi için güvenli bir ortam arıyorlardı. Okyanusun uçsuz bucaksız güzelliği ile ürkütücü tehlikelerinin iç içe olduğunu iyi bildiklerinden, doğru yeri bulmaları çok önemliydi onlar için. Yumurtalarını artık bırakması gereken Clara, eşiyle birlikte korunaklı bir yer bulmak için dolanıp duruyorlardı.

Birden, yukarıdan, aydınlığın yansıdığı yerden, aşağıya doğru süzülen, şeffaf bir şey Clara’nın gözüne ilişti. Yavaş yavaş aşağıya süzülen şeyi uzaktan dikkatle takip etti. Okyanusun dibinde kuma çakılan şeyi yakından inceledi. Bu bir fanustu aslında, fakat o daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Fanusu iyice inceledi. Aslında bu tam da onun aradığı şey olabilirdi. Yavruları yumurtadan çıkana kadar, hatta biraz büyüyüp okyanusa karışacak hale gelene kadar burada korunmuş olabilirlerdi. Üstelik fanusun şeffaf olması, yavrularının okyanusla olan bağlantısının da devam etmesini sağlayacaktı.

Çabucak süzülerek Cornelius’u buldu ve ona da fanusu gösterdi. Fanusu beğenen Cornelius,  fanusun içine yosun ve kumdan yatak yapması gerektiğine karar verdi ve bunu nasıl yapabileceğini düşünmeye başladı. Sonunda aklına bir fikir gelmişti. Hemen bu fikrini Clara’ya açtı ve Clara’nın da onayını alınca birlikte işe koyuldular.  Cornelius fanusun dış çevresindeki kumları ve yosunları eşelemeye başladı ve Clara’da bu eşelenen kum ve yosunların suyun içinde yükselerek dağılmasına sebep oluyordu.  Sabırla yosun ve kumları yükseltiyor, yine sabırla yükselen kumların bazılarının fanusun ağzından içeriye süzülmelerini bekliyorlardı. Sonunda yumurtalara yetecek kadar kum ve yosun fanusun zemininde birikmişti.

Yorgun düşen Clara, artık yumurtlama dönemi geldiğinden,fanusun ağzından aşağıya doğru yumurtalarını  bıraktı. Ardından Cornelius’ta yumurtaları dölledikten sonra, doğacak yavrularına güvenli bir ortam sağlamış olmanın huzuru içindeydiler. Artık hayatlarını normal akışında sürdürebilirlerdi.

Clara’nın bıraktığı milyonlarca yumurtadan sadece biri döllenmişti.  O tek döllenmiş yumurtanın içinde Jutta can bulmuş ve yavaş yavaş gelişiyordu. Jutta gelişti, büyüdü ve yumurtadan çıkma zamanının geldiğini fark etti. Biraz zorlayarak yumurtanın kabuğunu çatlattı ve o daracık yerden kocaman bir alana çıkış yaptı. Etrafı ne kadar güzeldi, burası ne kadar da kocaman bir yerdi.  Yumurtadan çıkan Jutta’yı annesi ziyaret etmiş ve Jutta’ya Fanusun tepesinden aşağıya doğru bakarak kendini hazır hissetmeden buraya, yani fanusun tepesine yaklaşmaması gerektiğini söylemişti. Ayrıca zamanı geldiğinde, yani kendini yeterince hazır hissettiğinde ve yeterince büyüdüğünde buradan çıkıp gidebileceğinden bahsetmişti. Son olarak bir de uyarıda bulunmuştu annesi, Jutta’nın yanından ayrılmadan: “Zamanında buradan dışarıya çıkmazsan buradan çıkamayacak kadar büyürsün ve o zaman o fanusun içinde yaşamak zorunda kalırsın. Zamanın gelmeden buradan çıkarsan, yeterince gelişmemiş olursun ve uçsuz bucaksız okyanustaki tehlikelerle baş edemezsin. Bu yüzden seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan, hemen harekete geçmek zorundasın!”

Bir süre daha yumurtanın sarısından beslenerek gelişen Jutta, artık başka yiyecekler de bulmalıydı. Fanusun içinde gezinirken, yosunların arasından yiyebileceği bir şeyler buluyordu ve günler böyle geçip gidiyordu.

Her seferinde yiyecek ararken  ya da dolanırken fark ettiği bir şey onu hayrete düşürüyordu. Uçsuz bucaksız bir çevreye sahip görünüyor olsa bile, sadece bir yere kadar yüzebiliyordu. Görünmez bir sınır onun daha öteye yüzmesine engel oluyordu. Bir sınır vardı ve bu sınır onu taze yosunlardan, diğer balıklardan, mercanlardan, sonsuz okyanustan ayırıyordu.  Belki de annesi onu bu yüzden, sadece yukarıya doğru yüzme ve okyanusa açılma konusunda uyarmıştı. Çünkü başka bir çıkış yoktu. Yine de mutlu ve güvende hissediyordu kendini, çünkü kendisine doğru yaklaşan o kocaman balıklar da bu görünmez duvardan içeriye geçemiyordu. Fanusun üstündeki açıklıktan içeri süzülen besinler zemine çöküyor ve o da eşelenerek bunlarla beslenip gidiyordu. Ayrıca o görünmez sınırdan dışarısını seyretmek, güven içinde öylece izlemek çok güzel ve keyifliydi. Bir balık başka ne isteyebilirdi ki.

Zaman geçtikçe Jutta gelişip serpiliyor, büyüyordu. Büyüdükçe, içinde yaşadığı fanus ona daha küçük gelmeye başlıyordu. Ayrıca fanusun camı da eskisi kadar şeffaf değildi artık. Zaman içinde camın yüzeyi yosun tutmaya, kirlenmeye matlaşmaya başlamıştı. Temiz ve berrak görünen tek yer, yukarıda bulunan fanusun girişiydi. Fakat oraya gitmesi için önce kendisine benzeyen, kendi büyüklüğünde bir balık görmesi gerekiyordu. Bugüne kadar görünmez sınırın dışında gördüğü balıkların hiç biri bu tanıma uymuyordu.  Ya daha küçük kendine benzemeyen ya da kocaman balıklar görüyordu. Hatta en son gördüğü o kocaman balıktan ne kadar çok korkmuştu. O kocaman balığın görünmeyen sınırı geçemeyeceğini bildiği halde korkmuştu ondan. Zaman geçtikçe, fanusun camının yosun tutmasından memnun olmaya başlamıştı, böylece o kocaman korkunç balıkları görmek zorunda kalmıyordu. Görünmeyen sınır, artık görünür hal almaya başlamıştı. İçten ve dıştan yosun tutan cam, artık gitgide daha fazla dışarısını görmesine engel oluyordu. Onu koruyan bu sınırlardan o kadar memnundu ki, belki ürkütücü bir şeyler görürüm düşüncesiyle, fanusun tepesindeki açıklığından gördüğü güzelliklere bile bakmıyordu artık.

Zaman geçip gidiyor, Jutta’nın hayatı güvenli fakat sıkıcı bir hal alıyordu. Boş boş fanusun içinde süzülen Jutta, tembel tembel vakit geçiriyordu. Bir gün yine öyle boş boş süzülürken annesinin sözleri kulağında yankılandı: “…seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan hemen harekete geçmek zorundasın!” Burada böyle dururken o balıkla nasıl karşılaşabilirdi ki? İçeriye girmeyi kimse akıl edemediğine göre, onun dışarıyı görmesi gerekiyordu. Fakat dışarıyı görmesi, Jutta’nın o korkunç büyük balıkları da görmesini sebep oluyordu. Oysa,  o korktuğu iri balıkları şimdiye kadar kaç kez görmüştü ki.

Annesinin sözlerini düşündükçe, fanusun camında biriken yosun tabakasını temizlemesi gerektiğini biliyordu. Fakat içindeki o korku… O korku onun işe koyulmasına engel oluyordu.

Bir gün üzgün, daralmış ve sıkılmış bir şekilde artık kendisine küçük gelmeye başlayan fanusun içinde süzülürken, yosun tutmuş duvara yaklaşır ve isteksizce duvardaki yosunları yiyerek temizlemeye başlar. Jutta, temizlediği bölgeden dışarısını görebileceğini umsa da, durumun böyle olmadığını fark etmesi uzun sürmez. Yosunları yiyip temizlediği alan parlıyor olmasına rağmen, dışarısını görmesi mümkün olmuyordu. Oysa eskiden buradan uçsuz bucaksız okyanusu gözünün alabildiğine seyredebiliyordu. Mutsuzluğuna engel olamasa da Fanusun iç yüzeyini temizlemeye günlerce devam etti. En azından bir amacı vardı ve amacına ulaşıp ulaşmayacağını düşünmüyordu artık. Onun için önemli olan amacına ulaşmak için bir yolda ilerliyor olmasıydı. O hedefi için çaba gösteriyordu ve bu çabası onun aslında yavaş yavaş mutlu olmasını sağlıyordu.

Uzun bir temizlik gününden sonra yorulmuş olan Jutta, kenara çekilip ne kadar geniş bir yüzeyi  temizlediğine göz atarken, uyuya kaldı. Rüyasında annesinin ona o tepedeki açıklıktan seslendiğini gördü. Annesi rüyasında, yumurtadan çıktığı gün söylediği sözlerinin aynısını tekrarlıyordu: “Zamanında buradan dışarıya çıkmazsan, buradan çıkamayacak kadar büyürsün ve o zaman o fanusun içinde yaşamak zorunda kalırsın. Zamanın gelmeden buradan çıkarsan, yeterince gelişmemiş olursun ve uçsuz bucaksız okyanustaki tehlikelerle baş edemezsin. Bu yüzden seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan, hemen harekete geçmek zorundasın!”

İrkilerek uyandığında sabah olmuştu. Güneşin ışıkları suyun derinliklerine doğru  gittikçe azalarak fanusun tepesinden içeriye süzülmüştü. Jutta , güneşin ışıklarını gördüğünde, içini bir mutluluk kapladı. Fanusun içinde o daracık alanda tur atmaya başladı. Tekrar fanusun duvarlarını temizlemek için sınıra yöneldiğinde, bir gölgenin kıpırdadığını gördü. Daha dikkatle baktı… O kıpırdadıkça gölgede kıpırdıyordu. Yavaşça fanusun camından biraz uzaklaştı. Uzaktan bakınca, fanusun duvarında kendi aksini gördü. Gördüğü balık aynı kendi gibiydi. Kuyruğu kendi kuyruğuna benziyordu. O ne tarafa yüzerse, gördüğü balıkta o tarafa yüzüyordu.  Acaba… acaba annesinin kastettiği balık bumuydu? Fanusun diğer tarafı görünmezken, bu balığı nasıl görebiliyordu? Yukarı, aşağı, sağa, sola yüzüyor, yüzüyordu. Bir yandan da o gördüğü balığı inceliyordu. Aynı kendisi gibiydi. O ne yapıyorsa, o da onu yapıyordu. Heyecanlandı. Annesinin dediği zaman gelmişti galiba. Artık dışarı çıkması gerekiyordu. Peki, çıkmaya hazır mıydı?

Evet, bir yandan aksini incelerken, bir yandan dışarısı ile ilgili korkuları içini yiyordu. Annesini mi dinlemeliydi, yoksa bu güvenli ortamda yaşayıp gitse miydi? Eğer şimdi kalmaya karar verirse, bir daha çıkamayabilirdi. Dışarı çıkarsa, korkularıyla yüzleşmek zorunda kalabilirdi.

Jutta, biraz daha düşünmek istedi. Güneşin uzaktan kendisine ulaşan ışınları yok olana kadar düşünmeye karar verdi. Akşama doğru Jutta bir karara vardı. Kendini içsel olarak hazırladı ve fanusun duvarındaki aksini tekrar görmek için temizleyip parlattığı bölüme baktı. Artık hiçbir şey görünmüyordu. Yine tek başına kalmıştı. Tek bildiği, korksa da kararını uygulayacaktı. Usulca başını yukarıya doğru kaldırdı. Başının üstündeki koyu mavi açıklığa doğru baktı. Yukarıya doğru süzülmeye başladı. Bugüne kadar yuvası olan fanusu terk etmek onun için çok zordu. Yine de geriye bakmadan fanusun dışına süzüldü. Gördüğü sonsuzluk ve renkler, daha çok küçükken fanustan gördüğü renklerden daha canlı ve daha güzeldi. Muhteşem bir güzellikle karşı karşıyaydı. Etrafında rengârenk balıklar, her türlü deniz bitkisi ve mercanlar vardı. Kumların arasına kısmen gömülmüş istiridyeleri ilk defa görüyordu.

Jutta, son kez dönüp fanusuna bir baktı. Ne kadar karanlık, küçük ve karamsar bir yerde yaşamıştı bugüne kadar. Yine de fanusu bugüne kadar onu koruduğu kolladığı için sevgi ve minnet içinde ona son kez teşekkür etti. Bir daha ardına bakmamaya karar veren Jutta, huzur ve heyecan içinde okyanusun derinliklerine doğru süzüldü.

Yurda Hal /07.02.2011 Bursa saat 02:11

 

07 – 13 Şubat 2011 Haftası

Posted on Updated on

08 Şubat’ta Chiron Balık burcuna geçmesi ile birlikte ruhsal ve bedensel şifa ön plana çıkacak. Alternatif şifa yöntemlerine her zamankinden daha fazla ilgi duymaya başlayacağız. Kendimizde gizli olan şifacılık yeteneğini de keşfedeceğimiz uzun soluklu bir döneme girmiş oluyoruz böylece. Hayatta neyin değerli olup olmadığını sorgulayacağız bu hafta, hatta bu sorgulama değer yargılarımızı da etkileyecektir.

09-10 Şubat’ta Venüs Pluto ile kavuşacak. Eğer abartılı bir sahip olma, isteme duygusu ile baş etmek zorundaysak bu hafta işimiz daha da zorlaşacak demektir. Gereksiz harcamalardan muhakkak kaçınmak gerekir, çünkü bütçemizin sınırını bu hafta her an unutmaya hazır durumdayız. Yanlış harcamalar birikmiş paramızı riske atmamıza sebep olabilir.Maddi kayıplarla uğraşmak zorunda kalabiliriz.  Finansal risk alınmaması gereken bir haftadayız. Tüm bu etkilere rağmen bazı kişilerde de iş hayatında beklenmedik, umulmadık kazanç fırsatları olacaktır. Ancak bu çok nadir kişiye kısmet olacak bir özellik gibi.  Ayrıca güzellik ve estetik konularla ilgili müdahalelerden muhakkak kaçınmak gerek. Bu hafta göreceğimiz her pırıltılı şeyin bir mücevher olmadığını bilmeliyiz. Görünen yüzün altında gizli gerçekler bizi özellikle yatırım, finans ve aşk konularında kolayca yanıltabilir. Kadınlarla olan her türlü ilişkide de dikkatli olmak mantıklı olacaktır.  Düşüncelerimizde uçlarda gezinmemeye çalışmalıyız. Sadece siyah ya da beyazın değil, ikisinin arasında birçok gri tonunun olduğunu da görmeliyiz. Aksi takdirde gerçekleri görmemiz mümkün olmaz. İlişkilerde beklenmedik krizlerin de gündeme gelebileceğini unutmayalım.

Ay Taktikleri – Bu Hafta

07 Şubat 2011 saat 00.47’den 09 Şubat 2011 saat 13.24’e kadar Ay Koç burcunda büyümekte; Jüpiter’in de etkisini yansıtan Ay sayesinde kendimizi keyifli ve neşeli hissedeceğiz. Enerjimiz son derece yüksek ve hedefimize odaklanmakta zorlanmıyoruz. Eğer iş hayatı ile ilgili herhangi bir girişimde bulunmak istersek ya da satış pazarlama alanında bir işimiz varsa, başarılı işler çıkarabiliriz. İkili ilişkiler ve aşk hayatı ile ilgili konularda kendimize verdiğimiz önemi partnerimize de verirsek çok keyifli vakit geçirebiliriz. Yeni bir ilişkiye başlamanın yoğun enerjisini de Koç burcu sayesinde hissediyoruz. Baş ve göz ağrılarına dikkat!

09 Şubat 2011 saat 13.24’ten 12 Şubat 2011 saat 00.22’ye kadar Ay Boğa burcunda büyümekte; Kendimizi, güvende hissedeceğimiz, özgüvenimizin yerinde olacağı günler. Finans konuları ile ilgilenmek için çok uygun. Genel olarak ikili ilişkilerimiz, aşk hayatımız ve keyif yaşantımız üzerinde olumlu etkileri vardır. Ancak Kova burcunda yerleşmiş olan Merkür, Mars, Güneş ve Neptün’e sırasıyla kare açı yapacak olan Ay hem zihinsel anlamda, hem de kadın erkek ilişkileri anlamında gerginlikler yaşayabileceğimizi gösteriyor. İnatçı ve taviz vermez tutumumuzdan muhakkak kaçınmamız gerekiyor. Zihinsel anlamda yaşayacağımız gerginlik, zihinsel üretkenliğimizi artıracaktır.

12 Şubat 2011 saat 00.22’den 14 Şubat 2011 saat 07,50’ye kadar Ay İkizler burcunda büyümekte; Eğitim, öğretim, satış ve pazarlama gibi konularda birçok gezegenin desteğini alan Ay, zihinsel olarak son derece aktif ve üretken olmamızı sağlayacak. Düşüncelerimize kendimiz bile yetişemeyebiliriz. Önemli toplantıları yapmak için çok uygun günler. Aynı zamanda seminer, ya da tanıtım toplantıları içinde çok uygun. İkili ilişkilerde hem uyum, hem de fikir alışverişi belirgin olacak.

Ay Taktikleri’ni daha detaylı öğrenmek istiyorsanız; tüm ayrıntıları “Ay Taktikleri” kitabında bulabilirsiniz:

http://www.dr.com.tr/Search.aspx?kw=ay+taktikleri&gid=00001&criteria=999&media=999

Sevgiler

Yurda Hal

Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası – Workshop

Posted on Updated on

Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası



Hani bazen içten, yürekten, üzerinde hiç düşünmeden isteriz ve gerçekleşir ya… Uzun zamandan beri bu gibi mucizevî durumların nasıl gerçekleştiği üzerinde kafa patlatıp duruyordum. Mucizevî diyorum, çünkü artık neredeyse her birimiz “istediğimize sahip olma Sanatı”na ait kitaplardan en az birine sahip. Bu kitaplara sahip olanlara, daha doğrusu sahip olup, okuyup deneyenlere soruyorum;  başarı oranınız ne? Kaç büyük isteğiniz gerçekleşti? Peki ya kaç küçük isteğiniz?  Yanıtlar değişken olacaktır.

Ben uzun yıllar önce çekim yasası ile tanışmış, hatta başarılı uygulayıcılarından biriyim. Buna rağmen gerçekleşen isteklerimin yanı sıra  birçok isteğim gerçekleşmiyordu.  Gerçekleşmeyen her dileğin ardından kendimi sorgulardım.

–          Yürekten istiyor muyum?

–          İsteğime fazla mı bağımlıyım?

–          Diledikten sonra serbest bırakamıyor muyum?

–          Dileğim ben de endişe mi uyandırıyor?

–          Buna sahip olmayı hak ediyor muyum?

–          V.s.

Bu soruların kimine evet, kimine hayır cevabı verdikten sonra…  Okuduğum tüm kaynak kitaplardan öğrendiğim üzere, en az bir şeyi yanlış yaptığımı gördüğüm olurdu. Mesela “Dileğim ben de endişe uyandırıyor mu?” sorusuna “Evet” cevabı verdiysem, “Yürekten istiyor muyum?” sorusunu tekrar gözden geçirmeye başlardım. Fazlaca bu sorunun üzerinde durduğumda ise, isteyip istemediğimden emin olamazdım.

Buyurun! Kaynak kitapların öğrettiği üzere, isteğimin ya da dileğimin gerçekleşmesinin önünde kocaman engel olarak duran iki kural…

Fakat yukarıda yazdığım gibi, aslında ben çekim yasasının başarılı uygulayıcılarındanım. Bu yüzden gerçekleşmiş dileğimin sayısı, gerçekleşmemiş dileklerimden daha fazla!

Neyse; ben de “Gerçekleşen dileklerim ile gerçekleşmeyen (henüz) dileklerimin farkı ne olabilir ki?” diye düşünmeye başladım. İtiraf edeyim hiçbir fark bulamadım. Her iki tarafta da benim gözümde birbirine eşdeğer önemde istekler vardı.

Bu durum ihmal edilecek bir konu değildi ve ben de üzerine gitmeye karar verdim.  Yıllardır isteklerimi yazdığım ajandalarımı çıkardım. İsteklerimi nasıl formüle ettiğimi inceledim, aralarındaki farkın ne olduğunu görmeye çalıştım… Hiçbir şey bulamadım, neredeyse hemen hepsinde benzer yöntemler kullanmış, her bir isteğimi doğru yazmıştım.  Ve… Hayatın günlük akışı içinde bu “gerçekleşmemiş istekler”  konusu bir süreliğine kendiliğinden rafa kalktı.

Epeyce bir zaman geçtikten sonra yeniden bir istekte bulunmam gerekti ve ajandamı çıkardım. İsteğim ile ilgili olumlamamı yazmaya başlamadan önce, her zamanki gibi, başlangıç tarihini ve saatini yazdım… Ve o an içim kıpır kıpır olmaya başladı, galiba aradığım cevabı bulmuştum.

Yıllardır astroloji ile ilgileniyorum ve biliyorum ki astrolojide zamanın ne kadar önemli olduğunu, her anın değişik enerjiler taşıdığını öğrenir insan. Fark ettim ki “Gerçekleşmeyen İstekler” imin çözümü burnumun dibindeymiş, ben ise onu bulmak için Kaf Dağı’nın zorlu yollarında ilerlemeye çalışıyormuşum.

Hemen eski ajandalarımı çıkarıp dileklerimin tarihlerini bir de bu açıdan incelemeye başladım… Gerçekten de, sonuca ulaşan isteklerimi ajandama yazmaya başladığım tarihlerin her biri, astrolojik olarak doğru zamanı gösteriyordu, hem de astrolojinin en basit sistemi ile.

O andan itibaren yeniden istekte bulunacağım zamanlarda hep bu basit sistemi dikkate aldım ve isteklerimi evrene doğru zamanda yolladım. İsteğimin rezonansının onunla aynı olduğu anları yakaladım. İstekte bulunduğum “An” ile isteğim bir bütün olduğunda, benim de isteğimin gerçekleşeceğine olan inancımın tam olduğunu, endişelerimin uçuşup yok olduğunu gördüm. Doğru zamanda, doğru şeyi istediğimde, çekim yasası benimle daha bir işbirliği içinde oluyordu…

Artık uzunca  bir süredir uyguladığım bu yeni sistem zaman geçtikçe gelişti, şekillendi belirli bir şablonunun içine oturdu ve daha da gelişmeye devam ediyor. Bu yüzden ” Yurdahâl ile Ay Taktikleri ve Çekim Yasası” workshop’larımın her birinin birebir aynı olmasını garanti edemem. Ben geliştikçe, workshop’un içeriği de benimle birlikte gelişecektir.

Workshop hakkında:

-Hem doğru zamanda doğru isteklerde bulunmayı öğrenebileceğiniz gibi, hem de doğru zamanda doğru işe başlamayı da öğreneceksiniz.

– Dileklerinizin gerçekleşmesi ve yeni başladığınız projelerinizin pürüzsüz ve istediğiniz gibi gelişmesi için, yine burçlara ve elementlere uygun destekleyici yöntemlerle tanışacaksınız.

– Dilek ve projelerinizin kriz dönemlerini ve bu kriz dönemlerinde onlara nasıl yön verebileceğinizi göreceksiniz.

– Ayrıca her katılımcının kendi haritasına uygun en şanslı ay evresi çıkarılarak, ona ait özel bir dilek/proje başlangıç günü belirlenecek ve bir yıl süresince her ay hangi gün bu evrenin aktive olduğunu gösteren bir çizelge sunulacaktır. Bu çizelge ile birlikte ayrıca bir de çalışma önerilecektir. Ancak bunun uygulanabilmesi için, başvuruların önceden yapılması ve doğum bilgilerinin (Doğum tarihi [gün-ay-yıl], doğum saati ve Doğum yeri) önceden verilmesi gerekmektedir.

Workshop tarihi: 27 Şubat 2011 (Son Kayıt tarihi: 25 Şubat 2011)

Workshop saati: 12:00 – 17:00

Workshop ücreti: 68.—TL+ K.D.V.

Seminer Mekânı: Etiler/ İstanbul Detaylı adres katılımcılara bildirilecektir. Ödeme bilgilerini de kayıt yaptıracak katılımcılara bildireceğiz.

Yerimiz sınırlı olduğu için lütfen önceden yurdahal@gmail.com adresinden kayıt yaptırınız.