Jutta

Posted on


Bir zamanlar, okyanusta yaşayan balık Clara ve Cornelius, yavrularının dünyaya gelmesi için güvenli bir ortam arıyorlardı. Okyanusun uçsuz bucaksız güzelliği ile ürkütücü tehlikelerinin iç içe olduğunu iyi bildiklerinden, doğru yeri bulmaları çok önemliydi onlar için. Yumurtalarını artık bırakması gereken Clara, eşiyle birlikte korunaklı bir yer bulmak için dolanıp duruyorlardı.

Birden, yukarıdan, aydınlığın yansıdığı yerden, aşağıya doğru süzülen, şeffaf bir şey Clara’nın gözüne ilişti. Yavaş yavaş aşağıya süzülen şeyi uzaktan dikkatle takip etti. Okyanusun dibinde kuma çakılan şeyi yakından inceledi. Bu bir fanustu aslında, fakat o daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Fanusu iyice inceledi. Aslında bu tam da onun aradığı şey olabilirdi. Yavruları yumurtadan çıkana kadar, hatta biraz büyüyüp okyanusa karışacak hale gelene kadar burada korunmuş olabilirlerdi. Üstelik fanusun şeffaf olması, yavrularının okyanusla olan bağlantısının da devam etmesini sağlayacaktı.

Çabucak süzülerek Cornelius’u buldu ve ona da fanusu gösterdi. Fanusu beğenen Cornelius,  fanusun içine yosun ve kumdan yatak yapması gerektiğine karar verdi ve bunu nasıl yapabileceğini düşünmeye başladı. Sonunda aklına bir fikir gelmişti. Hemen bu fikrini Clara’ya açtı ve Clara’nın da onayını alınca birlikte işe koyuldular.  Cornelius fanusun dış çevresindeki kumları ve yosunları eşelemeye başladı ve Clara’da bu eşelenen kum ve yosunların suyun içinde yükselerek dağılmasına sebep oluyordu.  Sabırla yosun ve kumları yükseltiyor, yine sabırla yükselen kumların bazılarının fanusun ağzından içeriye süzülmelerini bekliyorlardı. Sonunda yumurtalara yetecek kadar kum ve yosun fanusun zemininde birikmişti.

Yorgun düşen Clara, artık yumurtlama dönemi geldiğinden,fanusun ağzından aşağıya doğru yumurtalarını  bıraktı. Ardından Cornelius’ta yumurtaları dölledikten sonra, doğacak yavrularına güvenli bir ortam sağlamış olmanın huzuru içindeydiler. Artık hayatlarını normal akışında sürdürebilirlerdi.

Clara’nın bıraktığı milyonlarca yumurtadan sadece biri döllenmişti.  O tek döllenmiş yumurtanın içinde Jutta can bulmuş ve yavaş yavaş gelişiyordu. Jutta gelişti, büyüdü ve yumurtadan çıkma zamanının geldiğini fark etti. Biraz zorlayarak yumurtanın kabuğunu çatlattı ve o daracık yerden kocaman bir alana çıkış yaptı. Etrafı ne kadar güzeldi, burası ne kadar da kocaman bir yerdi.  Yumurtadan çıkan Jutta’yı annesi ziyaret etmiş ve Jutta’ya Fanusun tepesinden aşağıya doğru bakarak kendini hazır hissetmeden buraya, yani fanusun tepesine yaklaşmaması gerektiğini söylemişti. Ayrıca zamanı geldiğinde, yani kendini yeterince hazır hissettiğinde ve yeterince büyüdüğünde buradan çıkıp gidebileceğinden bahsetmişti. Son olarak bir de uyarıda bulunmuştu annesi, Jutta’nın yanından ayrılmadan: “Zamanında buradan dışarıya çıkmazsan buradan çıkamayacak kadar büyürsün ve o zaman o fanusun içinde yaşamak zorunda kalırsın. Zamanın gelmeden buradan çıkarsan, yeterince gelişmemiş olursun ve uçsuz bucaksız okyanustaki tehlikelerle baş edemezsin. Bu yüzden seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan, hemen harekete geçmek zorundasın!”

Bir süre daha yumurtanın sarısından beslenerek gelişen Jutta, artık başka yiyecekler de bulmalıydı. Fanusun içinde gezinirken, yosunların arasından yiyebileceği bir şeyler buluyordu ve günler böyle geçip gidiyordu.

Her seferinde yiyecek ararken  ya da dolanırken fark ettiği bir şey onu hayrete düşürüyordu. Uçsuz bucaksız bir çevreye sahip görünüyor olsa bile, sadece bir yere kadar yüzebiliyordu. Görünmez bir sınır onun daha öteye yüzmesine engel oluyordu. Bir sınır vardı ve bu sınır onu taze yosunlardan, diğer balıklardan, mercanlardan, sonsuz okyanustan ayırıyordu.  Belki de annesi onu bu yüzden, sadece yukarıya doğru yüzme ve okyanusa açılma konusunda uyarmıştı. Çünkü başka bir çıkış yoktu. Yine de mutlu ve güvende hissediyordu kendini, çünkü kendisine doğru yaklaşan o kocaman balıklar da bu görünmez duvardan içeriye geçemiyordu. Fanusun üstündeki açıklıktan içeri süzülen besinler zemine çöküyor ve o da eşelenerek bunlarla beslenip gidiyordu. Ayrıca o görünmez sınırdan dışarısını seyretmek, güven içinde öylece izlemek çok güzel ve keyifliydi. Bir balık başka ne isteyebilirdi ki.

Zaman geçtikçe Jutta gelişip serpiliyor, büyüyordu. Büyüdükçe, içinde yaşadığı fanus ona daha küçük gelmeye başlıyordu. Ayrıca fanusun camı da eskisi kadar şeffaf değildi artık. Zaman içinde camın yüzeyi yosun tutmaya, kirlenmeye matlaşmaya başlamıştı. Temiz ve berrak görünen tek yer, yukarıda bulunan fanusun girişiydi. Fakat oraya gitmesi için önce kendisine benzeyen, kendi büyüklüğünde bir balık görmesi gerekiyordu. Bugüne kadar görünmez sınırın dışında gördüğü balıkların hiç biri bu tanıma uymuyordu.  Ya daha küçük kendine benzemeyen ya da kocaman balıklar görüyordu. Hatta en son gördüğü o kocaman balıktan ne kadar çok korkmuştu. O kocaman balığın görünmeyen sınırı geçemeyeceğini bildiği halde korkmuştu ondan. Zaman geçtikçe, fanusun camının yosun tutmasından memnun olmaya başlamıştı, böylece o kocaman korkunç balıkları görmek zorunda kalmıyordu. Görünmeyen sınır, artık görünür hal almaya başlamıştı. İçten ve dıştan yosun tutan cam, artık gitgide daha fazla dışarısını görmesine engel oluyordu. Onu koruyan bu sınırlardan o kadar memnundu ki, belki ürkütücü bir şeyler görürüm düşüncesiyle, fanusun tepesindeki açıklığından gördüğü güzelliklere bile bakmıyordu artık.

Zaman geçip gidiyor, Jutta’nın hayatı güvenli fakat sıkıcı bir hal alıyordu. Boş boş fanusun içinde süzülen Jutta, tembel tembel vakit geçiriyordu. Bir gün yine öyle boş boş süzülürken annesinin sözleri kulağında yankılandı: “…seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan hemen harekete geçmek zorundasın!” Burada böyle dururken o balıkla nasıl karşılaşabilirdi ki? İçeriye girmeyi kimse akıl edemediğine göre, onun dışarıyı görmesi gerekiyordu. Fakat dışarıyı görmesi, Jutta’nın o korkunç büyük balıkları da görmesini sebep oluyordu. Oysa,  o korktuğu iri balıkları şimdiye kadar kaç kez görmüştü ki.

Annesinin sözlerini düşündükçe, fanusun camında biriken yosun tabakasını temizlemesi gerektiğini biliyordu. Fakat içindeki o korku… O korku onun işe koyulmasına engel oluyordu.

Bir gün üzgün, daralmış ve sıkılmış bir şekilde artık kendisine küçük gelmeye başlayan fanusun içinde süzülürken, yosun tutmuş duvara yaklaşır ve isteksizce duvardaki yosunları yiyerek temizlemeye başlar. Jutta, temizlediği bölgeden dışarısını görebileceğini umsa da, durumun böyle olmadığını fark etmesi uzun sürmez. Yosunları yiyip temizlediği alan parlıyor olmasına rağmen, dışarısını görmesi mümkün olmuyordu. Oysa eskiden buradan uçsuz bucaksız okyanusu gözünün alabildiğine seyredebiliyordu. Mutsuzluğuna engel olamasa da Fanusun iç yüzeyini temizlemeye günlerce devam etti. En azından bir amacı vardı ve amacına ulaşıp ulaşmayacağını düşünmüyordu artık. Onun için önemli olan amacına ulaşmak için bir yolda ilerliyor olmasıydı. O hedefi için çaba gösteriyordu ve bu çabası onun aslında yavaş yavaş mutlu olmasını sağlıyordu.

Uzun bir temizlik gününden sonra yorulmuş olan Jutta, kenara çekilip ne kadar geniş bir yüzeyi  temizlediğine göz atarken, uyuya kaldı. Rüyasında annesinin ona o tepedeki açıklıktan seslendiğini gördü. Annesi rüyasında, yumurtadan çıktığı gün söylediği sözlerinin aynısını tekrarlıyordu: “Zamanında buradan dışarıya çıkmazsan, buradan çıkamayacak kadar büyürsün ve o zaman o fanusun içinde yaşamak zorunda kalırsın. Zamanın gelmeden buradan çıkarsan, yeterince gelişmemiş olursun ve uçsuz bucaksız okyanustaki tehlikelerle baş edemezsin. Bu yüzden seninle aynı büyüklükte, sana benzeyen bir balıkla karşılaştığında, bil ki yukarıdan dışarıya, sonsuz okyanusa açılma vaktin gelmiştir. O zaman korkmadan, hemen harekete geçmek zorundasın!”

İrkilerek uyandığında sabah olmuştu. Güneşin ışıkları suyun derinliklerine doğru  gittikçe azalarak fanusun tepesinden içeriye süzülmüştü. Jutta , güneşin ışıklarını gördüğünde, içini bir mutluluk kapladı. Fanusun içinde o daracık alanda tur atmaya başladı. Tekrar fanusun duvarlarını temizlemek için sınıra yöneldiğinde, bir gölgenin kıpırdadığını gördü. Daha dikkatle baktı… O kıpırdadıkça gölgede kıpırdıyordu. Yavaşça fanusun camından biraz uzaklaştı. Uzaktan bakınca, fanusun duvarında kendi aksini gördü. Gördüğü balık aynı kendi gibiydi. Kuyruğu kendi kuyruğuna benziyordu. O ne tarafa yüzerse, gördüğü balıkta o tarafa yüzüyordu.  Acaba… acaba annesinin kastettiği balık bumuydu? Fanusun diğer tarafı görünmezken, bu balığı nasıl görebiliyordu? Yukarı, aşağı, sağa, sola yüzüyor, yüzüyordu. Bir yandan da o gördüğü balığı inceliyordu. Aynı kendisi gibiydi. O ne yapıyorsa, o da onu yapıyordu. Heyecanlandı. Annesinin dediği zaman gelmişti galiba. Artık dışarı çıkması gerekiyordu. Peki, çıkmaya hazır mıydı?

Evet, bir yandan aksini incelerken, bir yandan dışarısı ile ilgili korkuları içini yiyordu. Annesini mi dinlemeliydi, yoksa bu güvenli ortamda yaşayıp gitse miydi? Eğer şimdi kalmaya karar verirse, bir daha çıkamayabilirdi. Dışarı çıkarsa, korkularıyla yüzleşmek zorunda kalabilirdi.

Jutta, biraz daha düşünmek istedi. Güneşin uzaktan kendisine ulaşan ışınları yok olana kadar düşünmeye karar verdi. Akşama doğru Jutta bir karara vardı. Kendini içsel olarak hazırladı ve fanusun duvarındaki aksini tekrar görmek için temizleyip parlattığı bölüme baktı. Artık hiçbir şey görünmüyordu. Yine tek başına kalmıştı. Tek bildiği, korksa da kararını uygulayacaktı. Usulca başını yukarıya doğru kaldırdı. Başının üstündeki koyu mavi açıklığa doğru baktı. Yukarıya doğru süzülmeye başladı. Bugüne kadar yuvası olan fanusu terk etmek onun için çok zordu. Yine de geriye bakmadan fanusun dışına süzüldü. Gördüğü sonsuzluk ve renkler, daha çok küçükken fanustan gördüğü renklerden daha canlı ve daha güzeldi. Muhteşem bir güzellikle karşı karşıyaydı. Etrafında rengârenk balıklar, her türlü deniz bitkisi ve mercanlar vardı. Kumların arasına kısmen gömülmüş istiridyeleri ilk defa görüyordu.

Jutta, son kez dönüp fanusuna bir baktı. Ne kadar karanlık, küçük ve karamsar bir yerde yaşamıştı bugüne kadar. Yine de fanusu bugüne kadar onu koruduğu kolladığı için sevgi ve minnet içinde ona son kez teşekkür etti. Bir daha ardına bakmamaya karar veren Jutta, huzur ve heyecan içinde okyanusun derinliklerine doğru süzüldü.

Yurda Hal /07.02.2011 Bursa saat 02:11

 

Jutta” için bir yanıt

    Anekzura said:
    09/02/2011, 23:53

    Yurdahal hanım bursadamisiniz keske tanisabilme firarımız olsaydi

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s